Tarihçi Murat Bardakçı, Habertürk’te 16 Eylül 2024 tarihli “Hortlayan bir dert: İttihadçılık”[i] başlığıyla maksadı tam da anlaşılamayan bir köşe yazısı kaleme alarak dikkatleri üzerine çekti.
Öyle ki İttihatçılığın bir dert olduğu ön kabulüyle atılan başlığın devamındaki ifadelerin, Bardakçı gibi tarih ilmine görece katkılar sunan çalışkan bir zata pek de yakışmayan bir üslup içerdiğini görmek bir noktada hayal kırıklığı yarattı.
Efendizade, her nedense bir vehime kapılmış olmalı ki “yeni bir kamplaşma, başını alıp giden bir çılgınlık” şeklinde ah! vah! ederken biraz düşündüm, bayram değil seyran değil Bardakçı bizi neden öptü?
Birden meşhur İzmir suikastı hadisesine doğru geçmişe süzüldüm. İttihatçılığın tasfiye sürecine nokta koyan, Ankara’yı gücünün zirvesine taşıyan ve asıl hüviyeti iktidar mücadelesi olan süreci hatırladım.
Falih Rıfkı sertliğinde kaleme alınan ve geçmişle hesaplaşma bir yana sövme arızası taşıyan bu satırlar bir durumu izah etme gayretinden çok İttihatçılık nefretini kusan diaspora kalemşörlerinin ısmarlamaları gibiydi.
Yine o meşum safsata “hayal yahut masal” bahsi…
İştikakçılığa soyunarak Turan’ı yeniden tevil eden efendizade de çok iyi bilmektedir ki, “hayal ve masal” ifadeleriyle küçümsediği o dava, Küçük Asya’dan sürülme tehlikesi yaşayan ve soykırımla burun buruna gelen Türk milletinin kurtuluşunun tecessümüydü.
Milliyetçilik tanımını doğru yapamadığınız, Türk’ü İslam’dan gayrı gördüğünüz takdirde bu yanılgılara düşmeniz işten bile değildir.
İslam Halifesinin damadından İttihad-ı İslam’a mugayir bir söz duymak, iş görmek de abesle iştigal etmek olmaz mıydı zaten…
Milleti için tutsaklığı ve aşağılanmayı göze alarak, kızgın çölleri, engin deryaları aşmış olan Enver Paşa’dan modern bir millet tanımı ve milliyetçilik içeren söz duymayı beklemek şımarıklıktır.
O büyük bir vatanperver ve Türkçüdür. Dökülen kanıyla sabittir. Aksi hatırasına küfürdür!
Türk Dini: İslam
Efendizade başka bir mevzuya ışık hızıyla geçiyor ve ekliyor:
Demesine göre, bazı Türk gençleri Arap düşmanlığından mülhem yeni bir dine yürümüş, adını da Tengricilik koymuş, üstelik bunlar da yeni moda İttihatçılarmış.
Kravat bağlamayı bilmeyen, mektebe giderken babasının cüzdanını turtıklayan birkaç yavrucağın sosyal medyada böyle üfürdüklerini şahsen haberdarım. Lakin burada tuzu alıp koşacak ne bahis var? Ne tasa var?
Efendizade, iddialarıyla hakikaten bizleri de oldukça meraklandırmış bu yeni dine dair ilgimizi celbetmiştir.
Kaideleri nedir? Kitapları, uluları var mıdır? Mabetleri nerededir?
Kamuoyunu aydınlatırsa biz de diğer okuyucular gibi merakımızı gidermiş olacağız.
“Velev ki” tarihçiliği
Efendizade az arşiv tozu yutmamıştır, kaniyiz…
Ancak kendisinde bir eksen kayması mı hasıl oldu da yakın dönem tahrifçi ve varsayımcı tarihçiliğe yöneldi sorularına cevap bulamadık.
Ya da Mustafa Armağan, Ahmet Şimşirgil ve Ebubekir Sofuoğlu’na mı özendi bilemiyoruz!
Aşağıdaki kesin hükümler barındıran varsayıma çok mu kafa yordu ancak buna emin olmamakla birlikte şu ifadelere rast geldik:
“İstiklâl Harbi’nin başında Mustafa Kemal değil de Enver Paşa yahut İttihad ve Terakki’nin bir başka hayalperest mensubu bulunsa idi, perişan olmuştuk! Millî Mücadele hayal uğruna girişilen bir savaşa döner ve neticede Sevr’den de beter hâle gelirdik!”
Bu ifadeler tarihçi kimliğine yakışacak sözler midir?
“Ben gazeteciyim” diye çıkışacak olursanız da bilmelisiniz ki, tarihimizin ulularını magazin köşelerine meze yapmaya yeltenmek de ayrıca hadsizliktir.
Alparslan Türkeş’in konuyla alakalı farklı demeç ve ifadeleri varken, onu emellere alet etmek en basit tabirle kötü niyetliliktir.
İttihatçılık, parçalara ayrılmış ve türlü azaplara uğramış bir milletin ayakta kalma stratejisiydi.
Tarih, onların mücadelesini mukayese ederken destanları işaret eder.
Onlar; dağlardan, darağaçlarına kadar yüz akıydılar.
Dirilmelerinden korkulan oldular.
Biz ise onları yeniden dirilmelerini gerektirecek bahislerden korkanlarız.
[i] https://www.haberturk.com/ozel-icerikler/murat-bardakci/3720234-hortlayan-bir-dert-ittihadcilik
