Çin lideri Xi Jinping’in, ülkesinin siyasi geleneklerinin dışına çıkarak Viladimir Putin’e sarılması, dünya basını ve dolayısıyla Türk basını tarafından özellikle batıya verilen bir mesaj olarak yorumlandı.
El hak doğrudur…
Müesses nizamın içinde bulunduğu ve her geçen gün derinleşen krizin sebep olduğu jeopolitik sıkışmalara karşı, devletlerin varolan teamüllerini, geleneklerini esneterek, sembolik değer üretmeleri, özellikle rakiplerine mesaj vermeleri önemli elbette.
Nitekim, kucaklaşma, Batı’da, iki ülkenin yeni stratejik döneminin işareti olarak yorumlandı.
Fakat Türk basınının, batı ile aynı yorumu yapması, Türk dünyasının ortak projesi olan Türk Kuşağı’nı teğet geçtiği anlamına geliyor.
Bizim entelijansiya, hafızasızdır.
Küresel ölçekteki olayları, batının propaganda analizlerinden tekellüm ettiği sloganlar kadardır entelijansiyanın muhayyilesi.
Şunu açık söyleyelim…
Hangi uluslararası olay gündeme gelirse gelsin, daha dün, yüz yıl önce çoğu kendi toprağı olduğu için Afro-Avrasya jeopolitik denkleminde bir potansiyel barındıran Türkiye’yi merkeze alarak yorum yapmak bizim amentümüzün zorunlu sonucu.
Bizim için asıl olan Türk kuşağının uluslararası sistemde gerçek bir jeopolitik birim olarak varlık kazanmasıdır. Bu amaca hizmet edecek stratejinin isabetle tespiti de mevcut sistem içerisindeki gelişmelerin “Türk kuşağı” esas alınarak değerlendirilmesini gerektirir. Zira İngiliz aklının belirlediği batı doğu çatışmasında savrulup gitmekten Türkiye’yi ve dahi insanlığı selamete çıkaracak yol budur.
Yaşadığımız bütün krize ve körlüğe rağmen bu gerçek ortada duruyor işte.
Cemil Meriç’in dediği gibi “tarafsızlık namussuzluktur…”
Biz de buradan hareketle… İngiliz sömürge sisteminin şekillendirdiği jeopolitik denklemi kırmak için fedayı can eyleyen ve maalesef hafızasız ve muhayyilesiz entelijansiyanın bir asır boyunca hayalperestlik suçlamasına maruz kalmış kahramanların ruhlarına da selam göndererek tarafımızı belli etmiş olalım.
Bir kere şunu net bir şekilde ortaya koyalım…
İngiliz jeopolitik sistemince Orta Asya namıyla mahut tarihi Türkistan’ın, iki ülke açısından yeniden masaya yatırılmasını tartışmadan, “Rusya-Çin yakınlaşması”, hadi yine mahut alışkanlıklara uygun söyleyelim, Amerika’nın şekillendirdiği Batı bloğuna karşı “Rusya ve Çin’in blok oluşturma” süreci doğru kavranamaz.
Bugün bütün stratejiler, İngiliz sömürge aklının şekillendirdiği jeopolitik zemin üzerine yükselmekte.
Yeri geldi bir kılçık atalım: İngiliz sömürge aklını liberalizmle kodlasam çok mu ileri gitmiş olurum? Liberal babalardan John Locke’un köleciliği savunması, yine, köleliği ilkesel değil maliyet hesabıyla kaldıran İngiltere resmi, yeterince açıklamıyor mu konuyu. İşte bu jeopolitik zemin bu köleci akıl tarafından şekillendirildi.
20 Mayıs tarihli Star gazetesindeki yazımda bu hususta şöyle bir çerçeve çizmiştim:
“Bugün doğu-batı gerilimi üzerine konuşacaksak… Amerika’ya karşı Rus-Çin yakınlaşmasını doğru zemine oturtacaksak… Yaşadığımız jeopolitik sıkışmaları da anlamak istiyorsak… İngiliz aklının ne söylediğine bakmakta fayda var. İngiliz aklı demek, imparatorluk muhayyilesi ve dolayısıyla modern dünya demek. Büyük Britanya İmparatorluğunun sömürgecilik stratejileri anlaşılmadan, modern dünyanın temelini oluşturan ekonomi-politik ve jeopolitik düzen de anlaşılamaz. Yani müesses nizamın zeminindeki akıl İngiliz’in. Amerika, bir kaba kuvvet olarak bu zemin üzerinde duruyor. Tesis ettiği sözde düzenin köksüzlüğünün sebebi de bu.”
Yine, Rusya-Çin ile Amerika merkezli Batı denklemindeki çatışmaları da bu jeopolitik zemin şekillendiriyor.
Öte yandan; her ne kadar bir hukuk ve dolayısıyla düzen inşa ettiğini ifade etse de Amerika’nın, tarih boyunca deregülasyon mantığını, diğer bölgelere dayatmasından mütevellit ancak yıkıcı bir etkisi oldu.
Amerika demek, deregülasyon yani kuralsızlaştırma demek.
Bilimselliği, batı hegemonyasının tesis ettiği düzeneğin ürettiği ezberleri tekellüm etmek zannedenlerin kavrayamayacağı nokta da burasıdır işte.
Hani soğuk savaş ezberlerine yaslanıp bloklardan, kutuplardan bahsediyoruz ya… işte deregülasyonun, kuralsızlaştırmanın sebep olduğu istikrarsızlık ortamında kimse kimseyle uzun erimli stratejiler geliştiremiyor.
Soğuk savaş, planlamacı ekonomi döneminde şekillenmiştir.
Biraz da istikrar vardır bu süreçte. Oysa, biz Amerikan küreselleşmesi denilen deregülasyonun yani kuralsızlaştırmanın aşındırdığı devletlerin, aşırı borçlanma ile birlikte kurucu felsefeden uzaklaşarak finansallaşmanın tarassutu altındaki piyasa aygıtına indirgendiği bir zamanda yaşıyoruz.
Deregülasyon politikalar, aynı zamanda, doların iktidarını kolaylaştırmıştır. Dolar Amerika’nın parası, bizim sorunumuz oldu o günden itibaren. Ve sorun devam ediyor.
Buradan hareketle çok ilginç bir ayrıntı daha verelim o zaman…
Deregülasyonun söylem aparatı neoliberal politikalardan en çok faydalanan ülke olan komünist Çin(!), aynı zamanda Dolar’a en çok bağımlı ülkelerden biri.
Öte yanda dünya ekonomisinin krizinin ana sebeplerinden biri olan dolarizasyondan en çok zarar gören ülkelerden biri, belki de eh fazla zarar göreni, emtia ihracatçısı Rusya.
Dolayısıyla, iki ülke arasındaki bu çelişki, şimdilik bir çatışma zemini oluşturmasa da yakınlaşmanın sürdürülebilir olup olmadığı da bir sorun teşkil ediyor.
Pek tartışılmadı ama ben gündeme getirmiş olayım.
Neoliberal sistem içinde, Sovyetler Birliği dağılırken, Çin devlet kapitalizmine geçiş yaptı ve bu süreçten güçlenerek çıktı. Kimileri Çin’i hala komünist zannediyor(!)
Hani bu iki devlet Batıya karşı Doğu blokunu kuracaklardı.
Hani çok kutuplu bir dünyaya gidiyorduk.
Her şey liberal evrende olup bitiyor.
Toplayalım mı?
İngiliz aklının oluşturduğu jeopolitik zemin üzerinde müthiş bir kriz var bugün…
Kriz çatışmalar üretirken, her devlet yeni çatışmalardan kaçınmak için dünkü tartışmaları, çatışmaları bir kenara bırakıp, stratejik ortaklık arayışlarını sürdürüyor.
Çin ile Rusya’nın arayışı da bu çerçevede, soğuk savaştan kalma alışkanlıkla, bir kutup değerlendirmesiyle ele alınıyor, ama, eski kavramların, eski düşünüşlerin tedavüle sokulmasının zaman kazanma çaresizliğinden başka bir şey olmadığını herkes biliyor, ama kimse itiraf edemiyor.
Mesele daha derin…
Onun için şimdiki kucaklaşma, geleceğin çatışma zemini oluşturuyor.
Kim ne derse desin, Türkistan tarihin kalbi haline geliyor.
* Bu yazı, Putin’in 16 Mayıs 2024’te gerçekleştirdiği Çin ziyareti için yazılmış, Alperen Dergisine gönderilmiştir.
