Daha sonraki süreç fecaati ortaya koydu. 5 n 1 k programının sahibi Cüneyt Özdemir şehitler üzerinden bir program yaptı. O “herşeyin ortaya döküldüğü gün” hesapsız kitapsız bir şekilde sokağa çıkan “gizli” orduların mücadelesi piyasaya sürüldü ve bir kar hanesine dönüştürüldü. Kimse bana o direnişin ebedileştirildiğini söylemesin. Bazen olayı anlatan bizzat olayın karartıcısıdır. Daha düne kadar o sokağa çıkan ruha düşman olan birilerinin “gece demokrasi için çıktılar” diyerek övgüler düzmesi, olayı saptırmak, hatta olayın üzerini örtmek gayesi güttüğü apaçık ortadadır. Alev Alatlı’yı analım o zaman. Türkiye büyük bir yalan yaşıyor… Ben de ekleyeyim: yalanı yaşamaktan zevk alıyor maalesef Türkiye.
DİRENİŞ RUHUNUN KÖKÜNE KİBRİT SUYU
O gece direnenler iki gün sonra tanımadıkları kokuların meydanlara doluştuğu gördü ve işlerinin başına döndü. Hızır’ın geldiği gece saf ve kokusuzdu. Kalplerde sekinet vardı. Dediğim gibi ne hesap ne kitap kalmıştı. Sadece gönülden bir yolculuk vardı. İki gün geçti, hesap deftere dökülmeye başladı. Kar hanesinde bizimkiler yine temiz ekmeklerinin başına dönmüşken, Türkiye kahramanlık enflasyonu yaşamaya başladı. Kornalar çalınmazsa saldırıya maruz kalıyordunuz. Küfürler galizdi. Daha dün yanında birini kaybetmiş bir yiğit, başını önüne eğip yolunda yürüdü ve kendi dükkanına gitti. Karnaval havasında yiğitlik olmazdı. Televizyonlara baktı, şaşırdı. Kahramanlık türkülerinde gerdan kıran tipler arasında yiğitliğin ne işi vardı. Neyse, dedi, nasılsa biz ölmeye alışığız, o gün yine meydanlara çıkarız. Hikaye bundan ibaretti.
Metropol ruhu işte. Bir evden cenaze çıkar, komşu apartmanda düğün yapılır. Segmenter bir toplum. 251 şehidin verildiği geceden iki gün sonra eski ayarlara dönülünce tuhaf manzaralar ortaya çıktı. Bir yanda Kur’an okunuyordu, diğer yanda gecenin günahı tekrar bastırıyordu şehri. Televizyonlar eski kokuşmuş dizilerine dönüyorlardı. Korkunç bir zamandı. Kim başarılı oldu emin olamadık. Zaten benim için uzun zamandır en kıymetli soru da buydu.
NEDAMETİN GÖSTERİ SAHNESİ
Televizyonlarda kayıkçı kavgası arasında, eski FETÖ’cüler(!) arz-ı endam etmeye başladı. Sahte nedamet arasında operasyonun devamını sağlıyorlardı. Kırk yıllık bir hikâyenin nedameti olur mu? Ama medya için günah çıkarma seansları iyi tutuyordu. Magazinel boyut oluşturularak 15 Temmuz direnişinin köküne kibrit suyu dökülmeye devam edildi. Oysa nedametin ödülü, köşeye çekilip affı beklemektir. Fakat bu geleneksel toplumlar için geçerli bir erdemdir. Modern dünya gösteri toplumudur. Medya bunun aracıdır. Nedamet dahi gösteri için kullanılmalıdır. Medya bunu düşünürken, ömrünün çoğunluğu operasyonla geçmiş biri için ise durum operasyonun devamından ibarettir. Adamlar açık seçik operasyon çektiler. FETÖ’yü güya eleştiriyorlardı. Fakat alt metin beynin arkasına yüceltilmiş bir nesneyi yerleştiriyordu. Sunucu kendince işini yaptığını düşünürken, operasyonun nesnesi olduğunun farkına bile varamıyordu. O da işini yapıyordu ne de olsa.
Örneğin Latif Erdoğan, sır kavramının hakkını verecek cevaplar veriyordu. Oysa biz biliyorduk ki, F.G. örgütü sır üzerine inşa etmişti. Daha doğrusu kendinde içre kendinden menkul bir sırdı bu. Etrafındakiler de bu ilke üzerine yetiştirilmişti. Her kavramın ucundan gösterip kendi sır hanesine yazıyordu. Atom bombasından, nükleer silahlardan tehlikeli bir şey varsa, o da buydu. İnfilak etmeye hazır insan beyni. Latif Erdoğan’ın her cümlesi bir operasyondu. Kişiler hakkında sorulan soruları “benim isim hafızam yok” diyerek geçiştiriyordu. Her olayı yarım yamalak anlatıyordu. Şehadetin şahidi kendisiydi. Aynı F.G. gibi. Millet bir kere daha operasyon yedi hasılı.
TEKBİRLİ GECEDEN LAİKLİK ÇIKARMAK
Operasyon tüm hızıyla devam etti. Bir buçuk ay içinden oradan oraya savrulduk durduk. Oysa o gece insanlar tekbirlerle kurşunlara göğüs germiş, tankların karşısında durmuştu. Millet, İslam’ın bin yıl boyunca yoğurduğu vatanın elden gideceği korkusuyla sokaklara çıktı. 15 Temmuz’un ilk saatlerinde kimsenin çağrısını beklemeden sokaklara çıkan insanları bu duygudan başka bir şey harekete geçiremezdi zaten. Ne hikmetse daha sonraki yazılarda, televizyon tartışmalarında bu hakikati dile getiren olmadı. Karamsar değilim, ama, ülke zaten medya vasıtasıyla tarassut altında tutuluyordu, değişen bir şey olmadı. Böyle giderse de olmayacak.
Sonra teologlar affedersiniz ilahiyatçılar çıktı. Hani şu Abant’ta yer almak için kuyruğa girenlerden bahsediyorum. Hepsi 15 Temmuz üzerinden haklı olduklarını anlatmaya çalışıyorlardı. Fakat yüzlerinden akan ter, onları ele veriyordu. Kaldı ki FETÖ’yü oluşturanın da, modern ilahiyat yorumları oluşturanın da zihin kalıbı aynıydı. Bir kopuş üzerine inşa edilmiş bir dünyadan bahsediyoruz. Daha dün o bizim alimimiz, alime saygılı olmalı insanlar diyenler bugün, FETÖ hakkında ifrit edasıyla konuşuyorlardı. Hepsi geleneği masaya yatırdılar. Oysa F.G. geleneğin bozumu üzerinden gösteriye katılmıştı. Kendileri de öyleydi.
Bu zihin karışıklığı içinde laikler çıkmaya başladılar. Laik eğitimin olmaması bu hastalığın sebebiymiş. Öyle dediler. Oysa daha düne kadar laikçi vesayetin oluşturduğu kaos canımızdan bezdirmişti. Kaldı ki FETÖ ile laikler arasında aslında ortak bir nokta vardı. Herkes Ak Parti döneminde bu yapının palazlandığını söylüyordu. Fakat FETÖ 2002’ye kadar çoktan devlete yerleşmişti. 80 darbesinde ona yol verilmiş 28 Şubat postmodern darbesinde o en hızlı operasyonları yaparak devlete yerleşmişti. Şimdilerde FETÖ bahanesiyle kendilerine yol bulmaya çalışanlar, yalan söylüyorlardı.
Bu dönemde özellikle Doğan medyasının rol kapması, işleri iyiden iyiye karıştırıyor. Maalesef birçok insan neoliberal din telakkisinin FETÖ aşamasından sonraki sürecinin yaşandığının farkında bile değil. Öyle ki, bize bir teoloji empoze ediliyor. Krizler içinde savrulan beynimiz öyle ya da böyle bu teolojik telakkiye teslim olacak. Dedik ya metropol bu. Tek bilgilenme aracı entegrizmi pompalayan enformatik araçlar. Daha önceki yazılarımızda da dile getirdik. Bu araçlardan ancak malumat devşirebilirsiniz. Malumatta kalırsanız ancak köksap bitki/rizom yapar. Sizi köklerinizden koparır. Elinizden kavramları alır. Böylece algınız her türlü tehlikeye açık hale gelir. Doğan medyası işte buradan hareketle sizi o teolojiye açık hale getirmeye çalışmaktadır. Eski fetöcüleri bu kadar televizyona çıkarmasının başka bir sebebi de yoktur. Ha, bir de eski darbe geleneğinin artıklarını çıkarmaktadır. İki kanatlı bir iş. Operasyondur bunun adı. Ahmet Hakan’ın neoliberal Kemalizmine bakın yeter. Aman dikkat.
