Sitemizde, çerezler kullanılmaktadır. Çerezler hakkında detaylı bilgi almak için Çerez (Cookie) Politikası’nı ve Kullanım Koşulları'nı incelemenizi rica ederiz.
Kabul Ediyorum
Yeni TasvirYeni TasvirYeni Tasvir
Aa
  • Ana Sayfa
  • Haber Analiz
    Haber Analiz
    Devamı
    Öne Çıkan Yazılar
    ARTIK BİZİM DE SERİ KATİLİMİZ VAR!
    18 Mayıs 2024
    TEKBİRLİ GECEDEN LAİKLİK ÇIKARMAK
    18 Mayıs 2024
    SERGİ OLARAK “TESETTÜR” MODASI
    18 Mayıs 2024
    Son Yazılar
    Zelenski Ankara’da: Bölgesel Dengelerde Diplomatik Arayış
    20 Kasım 2025
    KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Doğu Akdeniz Dengesi ve Jeopolitik Yansımaları
    20 Ekim 2025
    Türk Dünyasının Kalbi Bişkek’te
    8 Kasım 2024
    DÜZENSİZ GÖÇ VE TÜRKİYE
    4 Temmuz 2024
  • Kültür
    Kültür
    Devamı
    Öne Çıkan Yazılar
    KAPANMAYAN DAVA: FRANZ KAFKA
    18 Mayıs 2024
    BATI VE TÜRK İMGESİ
    6 Temmuz 2024
    BATI’NIN DÜŞÜŞÜ
    18 Temmuz 2024
    Son Yazılar
    OKUMA BAYRAMI VE SONRASI
    6 Ağustos 2024
    MAZURUZ ÇÜNKÜ MARUZ BIRAKILDIK
    30 Temmuz 2024
    BATI’NIN DÜŞÜŞÜ
    18 Temmuz 2024
    BATI VE TÜRK İMGESİ
    6 Temmuz 2024
  • Dünya
    Dünya
    Devamı
    Öne Çıkan Yazılar
    Kafkasya’daki Jeopolitik Denge: Gürcistan Yerel Seçimleri
    6 Ekim 2025
    KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Doğu Akdeniz Dengesi ve Jeopolitik Yansımaları
    20 Ekim 2025
    PKK VE ERMENİLER
    6 Temmuz 2024
    Son Yazılar
    Zelenski Ankara’da: Bölgesel Dengelerde Diplomatik Arayış
    20 Kasım 2025
    Trump-Xi Görüşmesi: Soğuk Barış mı? Denge Arayışı mı?
    30 Ekim 2025
    KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Doğu Akdeniz Dengesi ve Jeopolitik Yansımaları
    20 Ekim 2025
    Kafkasya’daki Jeopolitik Denge: Gürcistan Yerel Seçimleri
    6 Ekim 2025
Okuyorsunuz: Kapitalizm Üzerine
Paylaş
Yeni TasvirYeni Tasvir
Aa
  • Ana Sayfa
  • Haber Analiz
  • Kültür
  • Dünya
Ara
  • Ana Sayfa
  • Haber Analiz
  • Kültür
  • Dünya
Takip Et
  • Advertise
Yeni Tasvir | Tüm Hakları Saklıdır © 2023. Bu site Weboun tarafından yapılmıştır.
DünyaGenelToplum

Kapitalizm Üzerine

Bugün iktisadi analizlerin emeği paranteze alan ve “bölüşüm sorununu” aforoz eden yaklaşımları kapitalizmin yapısal tasarrufla elde ettiği sorunun bir göstergesidir. Özellikle Anglo-Sakson hegemonik sisteminin iktisat eşittir ekonometri denklemi, insani davranışları da matematiksel bir denklem içine hapsederek daraltma eğilimindedir. Bunun temel sebebi, “iktisadın”, finans kapitalizmin en tepesindekilere dönük “danışmanlık” hizmetine indirgenmesinden kaynaklanmaktadır.

Hasan Hüseyin Öz
Hasan Hüseyin Öz 4 Temmuz 2024
Paylaş
9 Dak.
PAYLAŞ

Biri bana, “zamanımızın ruhu nedir?” diye sorsa, ona, “ekonomik determinizm” derdim. Bizler, söylevlerle oluşturulan perdelere takılırız genelde. Her sistem, aslında bu perdeleri bilinçli oluşturur. Hele hele kapitalizm ve onun güncel yorumu neoliberalizm söz konusuysa bu tesbit daha bir gerçektir. Son zamanlarda yaşadıklarımıza bir bakın. Son birkaç zamandır ekonomiyle yatıp ekonomiyle kalkıyoruz. Uluslararası ticaret savaşları, kurda yaşanan dalgalanmalar, enflasyon rakamları vs. her biri söylem düzeyinde oluşturulmuş perdeden ibaret. Çünkü altta daha farklı bir gerçek, bir tanım var. Maalesef her birimiz belirli rıza üretim araçlarıyla bu tanıma kurban ediliyoruz. Ve bize deniliyor ki, hakikat budur ve başka bir dünya sözkonusu bile değildir. 
Deniliyor ki, ülkemize karşı bir ekonomik saldırı var. Doğrudur. Biz de böyle olduğunu düşünüyoruz. Fakat siz bu saldırının zeminini daha önce izlenen politikalarla oluşturdunuz. Maalesef en son enflasyonla mücadele programına baktığımız zaman da, Prof. Dr. Mete Gündoğan hocama selam olsun, “saldırıyı gerçekleştirenlerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz.” sözünden başka bir söz kalmıyor elimizde.
Bakınız, bu ülke, bu topraklar karnında bugünkü köleci müktesebatı “aşacak” imkânlar sunuyor bize. Entegrizm hastalığından kurtulmak gerekiyor bunu görmek için. Söylemlerin şehvetini bir kenara bırakın. Eğer bunu becerebilirseniz, mesela “söz eksiktir asıl olan gönüldeki kelamdır” hükmünü fehmederseniz, yerli ve milli bir duruşla farklı bir tasvire ulaşabilirsiniz.
Bir önceki yazımda güncel politikalara girmeyeceğim sözünü verdim. O sözümün arkasındayım. Şimdiye kadar yazdıklarım, okuma serüvenimde örnek teşkil ettiği için önem arzediyor. Yoksa birilerine karşı bir kastımız asla ve zinhar yok. Bizim derdimiz aşmak. Bu konuyu bir iki cümleyle değinelim o zaman. Aşmak, kuşatmayla mümkündür. Kuşatmak için de aşmak istediğiniz konuyu bilmeniz gerekir. Yoksa en fazla karşı durabilirsiniz. Karşı durmak da bir süre sonra sizi mücadele ettiğiniz kavramların kölesi haline getirir ki, bugünkü sistemin en iyi becerdiği şeylerden biri de budur. Onun için, İhata edici rabbimizin kelamını gönlümüze indirip, nisbetli düşünce diyebileceğimiz ratioya teslim olmadan, akılla hareket etmemiz gerekir.
Aşağıda maddeler halinde bugünkü sisteme ilişkin analizlerimiz var. Bu analizler, aşmak isteğimiz köleci sistemin içinden devşirdiğimiz kavramlarla bezelidir. Biz burada söz konusu kavramlar üzerindeki birkaç perdeyi kaldırmayı amaçladık. Burada bir uyarı da emek kavramı üzerinden yapalım. Yazımızda üretimin öznesi emek kavramını kullandık. Malum; emek genel anlamıyla hele hele ülkemizde Marksizmle özdeşleştirilir. Fakat aşağıda özellikle sermaye vurgusu yapmamızdan mütevellit, en azından emeğin tek değer olmadığını vurgulamış olduğumuzu buracıkta belirtelim. Evet, modern kavramlar kullanıyoruz. Aşmamız gereken zemin de burası zaten. Bir hayal dünyası değil bizim önerdiğimiz. Biz bize sunulan hayalin üzerindeki örtüyü kaldırmayı hedefliyoruz. İlerleyen zamanlarda bu konuyu derinleştirerek gideceğiz. Şimdilik, hülasanın hülasası diyerek aşağıdaki kapitalizm eleştirisini sizlerle paylaşıyorum.
1- Bugün iktisadi analizlerin emeği paranteze alan ve “bölüşüm sorununu” aforoz eden yaklaşımları kapitalizmin yapısal tasarrufla elde ettiği sorunun bir göstergesidir. Özellikle Anglo-Sakson hegemonik sisteminin iktisat eşittir ekonometri denklemi, insani davranışları da matematiksel bir denklem içine hapsederek daraltma eğilimindedir. Bunun temel sebebi, “iktisadın”, finans kapitalizmin en tepesindekilere dönük “danışmanlık” hizmetine indirgenmesinden kaynaklanmaktadır.
Buraya gelmişken, Ekonomist Roger Bootle “Ekonomi tam manası ile bir dine dönüştü ve çok çok aşırı noktalara çekildi. Neoliberal ekonomi kuralları mutlak ve tartışılmaz olarak kabul edildi. Böyle bakıldığı içindir ki kimse “piyasalar”ın yanıldığına, yanılabileceğine inanmadı ve malum (2008’deki) finansal/ ekonomik kriz patladı…” sözlerini de hatırlatmış olalım.
2- Modern iktisat, arz ve talep denkleminin kurulduğu piyasanın sağlıklı işlemesi üzerine inşa edilmiştir. Yani, üretim ve tüketimin birleştiği alan olan piyasanın işleyebilmesi için finansal tekeli kıracak bölüşüm sorununun, mutlak surette denklemin içine alınması gerekir. Bu da sermayeyi elinde bulunduranların, emeğe yani üretimin insani tarafına ilişkin en azından teknik ve bir o kadar erdemli bir çözümleme yapmasıyla mümkündür.
3- Öte yandan piyasanın “görünmez el teolojisiyle” mühürlendiği modern iktisat teorisi, zorunlu olarak tekelleşmeye kapı aralar. Kaldı ki, sömürge döneminde üretilmiş teorinin “kıt kaynak” ve “sınırsız ihtiyaç” denklemi, piyasayla sınırlandırılmış “insan” tipini ortaya çıkarmıştır. Biz buna homoekonomicus diyoruz. Çok acımasız bir tanım daha yapacak olursak aslında Homoeconomicus, tekelci sermayenin piramitlerine servet taşıyan köleleştirilmiş insandır.
4- Cari iktisadi paradigmanın bir diğer yüzü de “borca dayalı para sistemiyle”* oligarşik bir dünya düzeninin temelini atmasıdır. Borca dayalı para sistemi nihayetinde mülksüzleştirmeyi doğurur. Daha açık bir ifadeyle, finansal tekelleşme üretim olgusunun üzerine çöreklenmişken, üretimin ana unsuru olan “emek/insan tarafının” geleceğe dönük borçlanmayla birlikte bütün birikiminin ipotek altına alınmaktadır. Mülksüzleştirme dediğimiz olgu da budur.
5- Oysa cari sistem “mülkiyet” hakkı üzerine inşa edilmiştir. Geliştirilen hukuk sistemi dahi bu mülkün korunması hakkında maddelerle doludur. Yakından bakıldığında, sistem tekelci sermayenin lehine işleyecek ara maddelerle doludur. Mesele şudur: Temerküzü esas alan mantık, insanlığı kuşatıp, yalıtmaktadır. Bugünün birey tanımı da işte tam da bu mantıkla şekillenmektedir. Bir düşünün; kuşatılıp yalıtılmış bir insan, toplumsal sisteme katılabilir mi? Elbette katılamaz. Sistemin baştan çıkarıcı söylevleriyle “görece refahla” kuşatılmış ve nihayet yalıtılmış birey, bir süre sonra oligarşinin kendisi için oluşturduğu “sözde özgürlükle” tekel piramidinin doğal harcı olmaz mı?
6- Eğer bu manzarayı görüyorsak, temel sorgulamaların da kaçınılmaz olduğunu kabul etmek ve gereğini yapmak zorundayız.
Temel mesele şudur: Bugünkü hakim paradigmanın oluşturduğu söylemden köklü bir kopuş yaşayabilme iradesi gösterip gösteremeyeceğimiz geleceğimizi belirleyecektir. Yani sorunu güncel söylemin dışına çıkarıp yapısal alanda değerlendirmemiz gerekiyor.
Kapitalizm, krizler üzerine kendi ifadesini bulur: Son beşyüz yılda krizler üreterek ayakta kalan sistemin oluşturduğu bir vasatta geliştirilen modellerle bugüne kadar gelebilmiştir. Sonuç ortadadır; 2007 finansal kriziyle oluşan ve bugün de devam eden anafor, büyük değişimlerin de habercisidir. Yaşadığımız olaylar bu anaforun ürünüdür.
İkinci husus, homoekonomicusa yol açan piyasa teolojisini sorgulamaktır: Bunun da ilk şartı, ihtiyaç ve kaynak denklemini ters çevirmektir. İhtiyacın sınırsızlığı teorisi, sömürge döneminin oluşturduğu çıkarcı felsefeye dayanmaktadır. Oysa sınırsız olan ihtiyaçlar değil, insanların arzularıdır. Kapitalizm, insanın bu yönünü istismar ederek arzularını ihtiyaç kavramıyla örterek meşrulaştırmıştır. Sermayenin rekabet alanı da bu arzular tarafından şekillenmektedir işte.
Üçüncü husus, tekelci anlayışın yıkılıp, paylaşım sorununun merkeze alındığı adaletli bir sistemin oluşturulması hedefiyle, mevzuatlar yığını olan kapitalist hukuk sisteminin sorgulanmasıdır: Kapitalizmin oluşturduğu mevzuatlar, tekelci sermayenin takdisine dayanır. Bu öyle bir takdisdir ki, modern anlamdaki devletleri dahi şekillendirir. Biz, kapitalist devlet yok, kapitalistlerin devleti vardır derken bunu kastediyoruz. Eğer bizler bu mevzuat yığınını adil bir şekilde sorgulayıp tarihin çöplüğüne atarsak kurumların da yeniden şekillenmesine katkıda bulunabiliriz.
Dördüncü ve son olarak, kuşatmayı gerçekten yarmak adına sermayenin hem özne hem de nesne tarafının sorgulanması: Bugün, emek tarafının görece refahla yalıtılmasına benzer bir şekilde, tekelci sermaye öteki girişimcileri de sömürmektedir. Hegemonya tam da buna tekabül ediyor aslında. Dikkat ediniz! Üretimin bütün tarafları ve süreçleri, finansal kapitalizm tarafından emilmektedir. Şüphesiz bundan en büyük zararı üretimin emek öznesi yani insan görmektedir. Bir anlamda insan, homoeconomicusa kurban edilmektedir. Sermaye, nesne tarafıyla meblağların kuşatmasına, özne tarafıyla da sömürüyü devam ettirme dayatmasına mahkum edilmektedir. Diğer taraftan bir ortaklaşma ve ortak yaşama konsorsiyumu olarak tanımlanan devlet de, ona somutluk kazandıran siyasi iktidarların fikirleri ve ideolojilerini yok sayacak şekilde büyük bir sermaye grubu olarak bu sürece dâhil edilmektedir.
Bu dört aşamalı sorgulama sürecini bihakkın yerine getirebilirsek ve özellikle de girişimci sermayenin finansal kapitalizm tarafından sömürüldüğünü anlamasını temin edebilirsek gerçekten mevcut dünya düzenine ve ona yön veren kapitalizme karşı mücadele ettiğimizi söyleyebiliriz. Sermayesi adaletten yana olmayan emeğin hakkını adaletle belirlemeyen ve vermeyen hiçbir düzen insanın özgürleşmesine katkı sağlayamaz. Eğer sermaye özellikle özne tarafıyla adil paylaşımın unsurlarından biri haline gelirse, işte o vakit bizi insanlıktan uzaklaştırıp homoekonomicusa yaklaştıran hegemonik sistem dağılacaktır.

Bu yazı 2018’de kaleme alınmıştır. 

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Başlık metninizi buraya ekleyin

Bunları da Okuyun

Zelenski Ankara’da: Bölgesel Dengelerde Diplomatik Arayış

Trump-Xi Görüşmesi: Soğuk Barış mı? Denge Arayışı mı?

KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Doğu Akdeniz Dengesi ve Jeopolitik Yansımaları

Kafkasya’daki Jeopolitik Denge: Gürcistan Yerel Seçimleri

“Normal” Bitti: Batı’nın Çöküşü ve Trump’ın Kaosu

TAGGED: emek, emperyalizm, homoekonomicus, kapitalizm, sömürgecilik
Hasan Hüseyin Öz 6 Temmuz 2024 4 Temmuz 2024
Yazıyı Paylaşın
Facebook Twitter E-Posta Yazdır
Paylaş
Önceki Yazı ARTIK BİZİM DE SERİ KATİLİMİZ VAR!
Sonraki Yazı BATI VE TÜRK İMGESİ

You Might also Like

DünyaHaber Analiz

Zelenski Ankara’da: Bölgesel Dengelerde Diplomatik Arayış

20 Kasım 2025
Dünya

Trump-Xi Görüşmesi: Soğuk Barış mı? Denge Arayışı mı?

30 Ekim 2025
DünyaHaber AnalizSiyaset

KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Doğu Akdeniz Dengesi ve Jeopolitik Yansımaları

20 Ekim 2025
DünyaSiyaset

Kafkasya’daki Jeopolitik Denge: Gürcistan Yerel Seçimleri

6 Ekim 2025
Yeni TasvirYeni Tasvir
Takip Et
Tüm Hakları Saklıdır © 2023 Yeni Tasvir. Bu site Weboun tarafından yapılmıştır.
Welcome Back!

Sign in to your account

Şifreni mi unuttun?