Walter Benjamin modern dünyanın temel ideolojisi kapitalizmin “mitik güçleri yeniden harekete geçirdiğini” söyler. Oysa modern telakkiler mit kavramını aşmıştır, değil mi? Aslına bakılırsa amansız bir yıkımdır bütün yaşananlar. Kutsalın reddi söz konusudur, fakat her devirde yeni kutsallar üretmek zorundadır sistem. Olan olmaktadır.
Moda, anlık belirlenimlerdir. Bir sergidir dolayısıyla. Hatta fetişleştirmedir; birazdan hükmü kalkacaktır. Fakat serginin olduğu andan en yüksek gerçeklik, o sergi alanında yaşanan gösteridir. Mesele şudur ki, o sergi alanında sergilenen sözde yeni üretilmiş nesnelerdir. Fakat asıl olan beden fetişizmidir. Zira o nesneyi taşıyan bedenin “kusursuz” olması gerekir. O da birazdan tüketilecektir. Zira piyasaya sürülmüş olan şey alıcı beklemektedir. Bu yüzden hayasızlığın hüküm sürdüğü piyasa, kirli bir tüketim köleliğine çağrıda bulunur.
Son yıllarda artarak devam eden sözde “tesettür” defileleri de bundan farklı değildir. kirli bir pazardır orası da. Zira tesettür kavramı her yönüyle bir haya ifadesidir. Kadının ve dahi erkeğin sığınağıdır. Ne sergiye gelir ne de pazara çıkar. Ne çare ki, kavramın içi boşaltılmaktadır. O da bütün şeyler gibi piyasanın bir parçasıdır. Anlamının zıddına teşhir edilecek bir metadır.
Aslına bakılırsa bunun tarihi biraz eskidir. Muhafazakar iktidar marifetiyle merkeze taşınan kitlelerin, tersi yönden piyasaya eklemlenmiş olmasının normal sonucudur bu durur. Oysa durum bununla kalmamaktadır. Dedik ya, tarihi biraz eskidir. Tesettür kavramı ilk önce başörtüsüne indirgenmiştir. Ve sonrası malum… Örtü bizzat gösteri malzemesine dönüşmüştür. Modern dünyanın her bir yanı sergi değil midir zaten!
Hikaye kirlenerek devam etmektedir. Yığınsalın içinde kendi deviniminin özgürlüğünü isteyen bedenin kıvrımlarının enerjisini dört bir yana yayan bir kültür ürünü. Bu özel salonlarda daha kurgusal düzeyde yapılmış çok mu?
Moda, zamanın parçalanmasıdır. Nesne, parçalı zaman içinde muhatabını baştan çıkarır. O an oluşmuş ihtiyaçtır. Kendini estetik kusursuzluk olarak sunar. Muhatap, büyülenmiş bir şekilde zamanın o anını fetişleştirir. Fakat biraz sonra düşecektir. İşte zamanın parçalanması budur.
İşte mütesettir kadınlarımıza yapılan çağrı bu hiçlik kuyusudur. Siz de bu piyasada var olabilirsiniz denmektedir. Evet, zamanı parçalayan ve ruhta bir boşluk bırakan bir çağrıdır bu. Bizzat tesettürden çıkarma işlemidir. Çıplaklı çağrısıdır. “Giyinik çıplaklık” tabiri burada yerine oturmaktadır.
28 Şubat sürecinin hemen ertesinde yazılıp çizilenleri bir bakın. Tarih eski dedim ya yukarıda. Liberal müctehidler(!) “başörtüsü” şeklinden hareketle Müslümanlığın modernleştiğini söylüyorlardı. hatta o dönemde Müslüman kadınların piyasaya katılarak özgürleşmek istediklerini pompalıyorlardı. Modanın kapısı o zaman açılmıştı. Kimse de buna itiraz etmemişti. Moda bir kimlik yıkımıdır. Yatay zeminde, sıçrama hissi veren bir kirlenme. Bütün insani değerleri soyup, büyük oyunun bir parçası/kölesi haline getiren bir ideoloji… Her şeyi birbiriyle aynılaştıran ve yığınsallaştıran bir ideolojidir bu. Oysa tesettür tarih boyunca bir soyluluk ifadesidir. Ne piyasanın bir parçasıdır, ne de yığının. O ferdi bireyin kalesidir. Ne çare ki Ortega y Gasset’in taribiyle çağımız orta sınıf barbarlığının hüküm sürdüğü bir çağdır. Bugünün muhafazakarı da buna müpteladır. Tanımları demokrasi içinde tektipleştirici yığınsallığın bir parçası olmaktan öteye gitmediği için de, üstteki giyim, asli kimliği yok etmek üzerine tasarlanmaktadır.
